İŞ SAĞLIĞINDA EĞİTİMİN ÖNEMİ

Mehmet Bodur 20 Şubat 2018 14:16

Ülkemizde iş kazalarının ve meslek hastalıklarının %50’sinin kolay önlemler ile, %48’inin ise sistemli çalışmalarla önlenebileceği ve sadece %2’sinin önlenemeyecek durumdaki iş kazaları ve meslek
hastalıkları olduğu istatistiksel olarak sunulmaktadır. Buna rağmen ülkemizin iş kazalarında Dünyada üçüncü, Avrupa’da ise birinci sırada yer alması çok acıdır. Son yıllarda ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği yönünde birçok kanun çıkartılmış ve uygulamaya geçilmiştir. Bu kanunların en sonuncusu da 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’dur. Bu kanunu, daha önce çıkmış olan kanunlardan ayıran en önemli özelliği proaktif ve koruyucu bir yaklaşımı esas almasıdır. Proaktif yaklaşım güncel bir yaklaşımdır. Sistem bozukluğundan çok güvenlik yönetim sisteminin incelenmesine, risklerin değerlendirilmesine ve güvenlik kültürüne odaklanır. Olay gerçekleşmeden önce gerekli tedbirleri alarak olayın gerçekleşmesini engelleyen koruyucu bir yaklaşımdır. İş kazalarının ve meslek hastalıklarının en az seviyeye indirilmesi, hatta tamamen ortadan kaldırılması için yapılması gereken her şey aslında kanunda açık bir şekilde belirtilmiştir. Asıl sorun kanunda belirtilen devlet –
çalışan ve işveren arasındaki üçlü mekanizmanın hedeflenen amaçlara ulaşamamasıdır. İş sağlığı ve güvenliğinin amaçları arasında en kapsamlı ve bütüncül amaç “iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemek adına yapılan tüm çalışmalar” olarak tanımlanmaktadır. Burada devlete düşen yasama, yürütme ve denetim faaliyetleridir.
 

Buna binaen 20 Haziran 2012 tarihinde 6331 sayılı kanun TBMM tarafından kabul edilmiş ve 30 Haziran 2012 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun çıkartılması çalışma dünyası üzerinde bir farkındalık ve
sorumluluk meydana getirmiştir. Kademeli olarak bütün işyerlerinde uygulanacağı hem yazılı hem de sözlü olarak ifade edilmesine rağmen kanunun yürütülmesi ve denetim faaliyetlerinde yetersiz kalınmıştır.

İş sağlığı ve güvenliği alanındaki önemli bir diğer paydaş ise işverenlerdir. Kanunun kabul edilip uygulamaya konması sonrasında işverenler tarafında farklı sesler yükselmeye başladı. İşverenler arasında kanunun çok geç kalınmış bir kanun olduğunu
söyleyenlerin yanı sıra, kanunu ekstra bir yük olarak görenler de oldu. Devlet, çalışan ve işveren paydaşlarından en sonuncusu çalışanlardır. Çalışanlar, devlet, çalışan ve işveren üçgenindeki en güçsüz ve kırılgan tarafı oluşturmaktadır. Çalışanlar, Devlet tarafından kanunlarla ve özlük haklarıyla korunması gereken bir gruptur. Yasanın çıkmasının hemen ardından çalışanlar kanun hakkında basın ya da iş
çevresindeki tanıdıkları vasıtasıyla bilgi sahibi oldular. Çalışanların birçoğunun beklentisi kanunun bir an önce resmi olarak ve fiilen uygulamaya geçmesiydi. Diğer yandan çalışanlara düşen ise haklarını bilmesi ve talep etmesi, sorumluluklarını ise bilip
yerine getirmesidir 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hem resmi hem de fiili olarak 6 yıldır yürürlükte bulunmaktadır. Ancak kanunun çıkarılmasından sonra bu kadar süre geçmesine rağmen istenilen hedefe vardığımız söylenemez. Peki bizim bu istenilen hedefe varmamızı engelleyen hatalarımız nelerdi? Kanun yeterli bir kanun mudur? Kanunun yürütülmesinde ve denetiminde eksiklikler var mıdır? İşverenlere bu kanun anlatılabildi mi? İşverenler iş sağlığı ve güvenliği hususuna gereken maddi ve manevi desteği veriyor mu? Çalışanlar bu konuda bilinçli mi? Bu sorular daha da çoğaltılabilir. Ama maalesef gerçek şu ki; bu geçen süre içerisinde iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin tam anlamıyla uygulanmamış hatta uygulatılmamıştır. İş Sağlığı ve Güvenliği eğitimleri en son olarak 15 Mayıs 2013 tarihinde “Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” olarak işyerlerinin tehlike sınıfın göre revize edilmiş, ayrıca çalışan sayısına göre verilmesi gereken eğitim süreleri ve konuları bu yönetmelikte belirlenmiştir. Çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde her çalışan için
yılda en az bir defa en az on altı saat , tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde iki yılda en az bir defa en az on iki saat, az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde üç yılda en az bir defa en az sekiz saat, olarak belirlenmiştir. Verilmesi gereken eğitimler ve danışmanlık faaliyetleri devlet – çalışan ve işveren üçgeninin her birisini etkileyen bir paydaşın, İş Sağlığı ve Güvenliği profesyonelleri olan İş Güvenliği Uzmanları, İşyeri hekimleri ve Diğer Sağlık Personelleri’nin önemini ortaya koymaktadır. İş sağlığı ve güvenliği profesyonelleri koruyucu bir yaklaşımla danışmanlık ve eğitim faaliyetlerinde bulunmaktadırlar. Ayrıca devlet nezdinde lobi faaliyetleri yürüterek çalışanın sağlık ve güvenliğinin çok daha iyi bir noktaya taşınmasında etkili bir rol oynayabilirler. Devlet – çalışan ve işveren üçgeninde kural koyan ve oyunun şartlarını belirleyen
DEVLET tarafının yaptıkları yeterli mi? Elbette yeterli değil. Sadece yasayı çıkarmak ile iş kazalarının ve meslek hastalıklarını önlemeyi beklemenin tüm trafik kurallarını yasayla belirleyip trafik polislerini aradan çıkarmak ya da yetkilerini azaltmak ve trafikteki düzenin araç sahiplerinin, sürücülerin ve yayaların isteğine bırakmaya benzemektedir. Yani Devlet, bu kanunu çıkardıktan sonra devamlı olarak takip
etmelidir. Peki kanun ve uygulamaları İŞVEREN’e gerçekten bir yük oluşturmakta mıdır? Yapılan ve yapılacak olan tüm iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerine yapılan yatırım kesinlikle işverenlere ekstra yük getirmemektedir. Hatta tam tersine önlemek ödemekten daha ucuz ve insancıl bir davranıştır. Daha ucuzdur çünkü herhangi bir iş kazasında işverene yönelik hesaplanan tazminatlar ve hastane giderleri, işverenin işçinin eğitimlerine harcayacağı zamandan ve paradan daha fazla olacaktır. Daha insancıldır çünkü burada insandan bahsedilmektedir. İşçiye yapacağı iş ile ilgili onun işine yarayacak eğitimler hem teorik hem de pratik olarak verilmeli ve belirli periyotlarda devam etmelidir.
Sonuç olarak iş kazalarını ve meslek hastalıklarının önleyememiş hatta azaltamamış olmamızın altında yatan sebeplerden en büyüğü işverenlerin ve çalışanların eğitim eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. Alışkanlıklarımızdan vazgeçemememiz, yıllardır biz böyle çalıştık ve çalışmaya da devam edeceğiz, diye ısrar etmemizdir iş kazalarını önlemede başarılı olamayışımızın nedeni.

 

Etiketler
Yorumlar ()
Benzer Haberler